Bir Hayvanı Sevmekle Başladı Her Şey

Bir Hayvanı Sevmekle Başladı Her Şey

Bugün benim için çok önemli bir gün… Hazırlanması yıllar süren, pek çok insanın emek verdiği kitabım nihayet sizlerle buluşuyor bugün.

Bir Hayvanı Sevmekle Başladı Her Şey

Bir Hayvanı Sevmekle Başladı Her Şey

Kitapta, barınaktan ve sokaklardan kurtarılan pek çok canın hikayesine yer verdim. Bu canlar, benim “dokunabildiklerimden” sadece bazıları… Gönül isterdi ki hepsini anlatabileyim, hepsiyle tanıştırabileyim sizi. Belki, başka projelerde o da olur. Ama şimdi, böyle bir kitaba neden ihtiyaç duyduğumu anlatayım size.

Emek verildiğinde her kedinin, her köpeğin nasıl büyük değişim gösterdiğini, ırkının, yaşının nasıl da önemsiz olduğunu, önemli olanın sevmek, sadece sevmek olduğunu gösterebilmek istedim. Her gün sokaklarda karşılaştığınız, pek çoklarınca itilip kovalanan, korkulan, istenmeyen canların yaşadığı tehlikeleri, barınakların kapalı kapılarının ardında yaşanan dramları görmenizi istedim.

İçinde barındırdığı pek çok acı ve üzücü hayat hikayelerine rağmen, bu aslında bir umut kitabı… Okuduğunuzda içiniz ısınacak, gözleriniz dolacak, belki zaman zaman ezberleriniz bozulacak… Canların hikayelerini okuduğunuzda içiniz burkulacak ama hemen sonrasında, yeni ailelerinin gözünden onları dinlediğinizde, fotoğraflarına baktığınızda tüm duygular yerini mutluluğa bırakacak. Biliyorum ki, sizin gibi insanlar oldukça, onlar için umut var… Hep var.

Pet-shop’lardan ya da üretim çiftliklerinden satın alınan canlardan hiçbir farkı olmadığını görecek, bir can kurtarmanın ne kadar kıymetli olduğunu fark edecek ve belki de siz de bize katılıp onlar için daha fazla şey yapmak isteyeceksiniz.

Sevgi ve mutlulukla…

Kitabı indirimli olarak aşağıdaki siteden temin edebileceğinizi de ekleyeyim:

http://www.kulturperest.com.tr/…/Bir-Hayvani-Sevmekle-Basl…/

 

 
Reklamlar

İstanbul – Yavru kediler yuva arıyor

Uzun zamandır yuva arayanların ilanlarına yer vermemiştim. Malum, çok fazla yavru kedi var şu sıralar yuva arayan.

Bu bebekler 3 aylık oldular, 2 kardeşleri yeni yuvalarına gitti ama kalan 3’ü artık ele avuca geliyor ve onlar da yalnız kalmak istemiyor…

Kadıköy’deler şimdi… Önümüz kış. Siyam-tekir kırması bu güzelleri havalar soğumadan yuvalarına kavuşturalım mı?

Evlerinde 1 kedisi olan sayfa sakinlerim, öncelikle şu yazıya da bir göz atabilir misiniz? Belki yazıyı okuduktan sonra daha bir fakrklı gözle bakarsınız ilanıma:)

https://kebirebozkurt.wordpress.com/ip-uclari/kediye-dair/onlar-da-yalniz-kalmak-istemiyor/1235902_609968169126859_203660892309883137_n

Kebire Bozkurt

Kebire Bozkurt

Facebook kullanan tüm dostlar, dilerlerse beni oradan da takip edebilirler.

1982306_512157812241229_3729888691469539108_nhttps://www.facebook.com/Bozkurtkebire

Sevgilerimle.

Sevimli Hayvanların Mobilyalar ile İmtihanı

 

15

Bu tam olarak nasıl oldu, ben de anlayabilmiş değilim!

20

Kanepeye çıkmam yasak mı?? Ne zamandan beri??

10

Kocaman bir kafam olduğu konusu tamamen spekülasyondur!

9

Çok da iyi izlemiştim halbuki, neden olmadı anlamadım?!

7

Eeee, lütfen biri yardım çağırabilir mi?

12

Her koşulda uyurum arkadaş! Koltukta beni sıkıştırıp keyfimi bozabileceğini sanıyor.

8

Karşıdan çok kolay görünüyordu halbuki!

11

Yanlış anlaşılmasın, bunu yapmazsam kalıntı kalıyo hep!

5

Ben mi çok küçüğüm yoksa her şey fazla mı büyük?!

3

Zor arkadaş, bu kadar büyük bedeni taşımak zor, çok zor!

2

Ben şuracığa da sığarım hemen, valla bak, oturun siz de!

6

Değişik bişey deniyorum!

1

Ev eşyaları ile aramızda gergin bir ilişki var. Anlayamazsınız!

 

Baktım İlayda da hayvanlardan tedirgin oluyor, işte o zaman “Bu işe bir el atmalıyım” dedim

Sevgili İpek Meltem Eltetik, hayvan sevgisi ile geç tanışanlardan. Kızı İlayda’yı bundan mahrum etmemek için de kendisi için çok büyük bir adım attı ve iki kedi birden sahiplendi. Peki korkusunu nasıl yendi, alışabildi mi, kızının tepkisi ne oldu? Hadi bundan sonrasını bize kendisi anlatsın, çok da eğlenceli bir röportaj oldu:

Kebire Bozkurt: Yakın zamana kadar hayvanlardan korkuyordun bildiğim kadarıyla. Bu korkunun bir sebebi var mı, çocuklukta yaşanan bir travma gibi?

İpek Meltem Eltetik: Aslında tam korkmak da değil, tedirgin olmak diyelim. Mesela açık havada otururken yanımıza bir kedi yanaşsa kesin ayaklarımı toplar ve yanımdakilerden yardım isterim ama çığlık çığlığa da olmam. Sokakta gidip bir kediyi ya da köpeği sevmişliğim yoktur. Gerçi hala da yok. Belki arkadaşlarımdan birinin kedisini sevmişimdir, o da onun kucağındayken ve 30 saniyeliğine falan.

Ama küçüklüğüme dair de bir şey hatırlamıyorum, yani ne oldu da korkmaya başladım, hep mi böyleydim

hatırlayamıyorum. Hep hayvanlarla mesafeliydim, sonra tam olarak

1903444_10152086475127745_115151408_nne oldu emin değilim ama kızım olduktan sonra bir şeyler değişti. Çocuklar annelerinin aynasıdır derler, baktım İlayda da hayvanlardan tedirgin oluyor, işte o zaman bu işe bir el atmalıyım dedim.

Kebire Bozkurt: Sahiplenmeye karar verişin böyle oldu demek. Peki hiç köpek beslemeyi düşünmedin mi? Ne oldu da kedide karar kıldın?

İpek Meltem Eltetik: Evet, kızımın etkisi büyük. Neden köpek sahiplenmeyi düşünmedim? Bilmiyorum, hiç düşünmedim, nedense köpek sanki bahçeli evde olmalı gibi bir fikrim var. Ofisimde beslemek için kedinin daha uygun olacağını düşündüm. Ofiste yalnız çalışıyorum, bana arkadaşlık edecek bir can istedim.

 Kebire Bozkurt: Aslında yakından biliyorum sürecini ama bir kez de senin anlatmanı istiyorum. “Bir kedi sahiplenmeliyim” dedin, peki sonra?

İpek Meltem Eltetik: Karar verdikten sonra bu konudan Meltem’e bahsettim, o da beni sana yönlendirdi. Sonrası malum. Seninle iletişime geçmeden önce de Meltem bana senin yazdığın bir yazının linkini gönderdi, yazı kedilerin yalnız kalmamaları ve iki kedi beslemenin önemi üzerineydi. “Gördün mü şimdi papazı” dedim kendi kendime . Neyse ne yapalım, kendim için hayvanı sıkıntıya sokmaya gerek yok, iki kedi olsun o zaman dedim. Daha bir kedi fikrine tam alışamamışken, iki kediyi kabullenmiş bir şekilde kendimi seninle iletişime geçerken buldum.iyorum, hiç düşünmedim, nedense köpek sanki bahçeli evde olmalı gibi bir fikrim var. Ofisimde beslemek için kedinin daha uygun olacağını düşündüm. Ofiste yalnız çalışıyorum, bana arkadaşlık edecek bir can istedim.

Kebire Bozkurt: Evet hatırlıyorum . Epey dil dökmüştüm sana o zamanlar.

İpek Meltem Eltetik: Sana ilk söylediğim şey de “Bak, ben tırsık hatunun tekiyim ama kedi istiyorum, ne dersin buna?” olmuştu.

Kebire Bozkurt: Sinyallerini vermişsin aslında daha en başında 🙂 

İpek Meltem Eltetik: Bir de, sana söylediğim zaman bile yakınımdaki kimsenin bu kararımdan haberi yoktu. Biri bir şey der ve vazgeçerim diye korktuğumdan kimseye söylemedim. Hatta eşimin bile son 1 haftaya kadar haberi yoktu. İlk kardeşime ve kızıma söyledim. Kızım çok sevindi ve tabi hemen babasına yumurtladı kedimiz oluyor diye. Aslında beceremezsem diye ödüm kopuyordu, sen beni sürekli teşvik ettin o dönem.

Kebire Bozkurt: Aferin bana o zaman. Eee sonra ne oldu?

İpek Meltem Eltetik: Bana Çilek Kız’ın fotoğrafını gönderdiğinde, neden bilmiyorum ama bayıldım. O an anladım ki, gerçekten hazırdım kedim olması fikrine. Ama yine de ne yer ne içer, yatak gerekli mi, oyuncak lazım mı gibi birçok soru vardı kafamda. O dönem başının etini epey yemiştim hem sorularımla, hem de “Çilek’i ne zaman almaya gidiyoruz?” ısrarlarımla.

Kebire Bozkurt: Burada hemen araya gireyim, gerçekten titizlikle her şeyi sordun, nedenini niçinini sorguladın, hiçbir şeye körü körüne tamam demedin. Onları mutlu etmek için nelere ihtiyaçları olduğunu defalarca konuştuk, hatta öyle ki, onlar için çim bile yetiştirdin.

İpek Meltem Eltetik: Tabi ya, onlar gelmeden çimleri, yatakları, tırmalama tahtaları, oyuncak fareleri… Her şeyleri hazırdı. Ben de hazırdım. Fakat vakit yaklaştıkça “Acaba tek kedi mi olsa, önce birine alışsam, hani beni yemese de sonra ikinci kediyi mi alsam” diye de düşünmedim değil. Bir ara vazgeçiyordum hatta ikinci kediden. Sonra bir şekilde veterinere gittik kedileri almak için. Yanımda gelmeni özellikle istedim çünkü bir taraftan korkuyorum da ve yanımda güvendiğim birinin olmasına ihtiyacım vardı. Veterinere girdik, iki kediyi de saldılar, ben o sırada heyecandan bembeyazım sanırım. Biraz sohbetten sonra Çilek’i kucağıma verdin. Sakindim, paniklemedim ama çok heyecanlıydım. Çilek bir müddet sonra kucağımda sıkıldı ve o zaman haylaz Pamuk sahne aldı, kucağıma çıkması yetmiyormuş gibi yüzümü koklamaya çalıştı. O sırada “Acaba ben Çilek’i alsam da Pamuk kalsa mı” diye düşünüyorum çünkü Pamuk çok hareketli, canavar gibi atlıyor zıplıyor, nerede olduğunu kontrol edemiyorum, tedirgin oldum.

Kebire Bozkurt: Zaten alamadık o gün Pamuk’u, klinikte kaldı.

İpek Meltem Eltetik: Evet, çünkü kısırlaşması gerekiyordu. Bu yüzden ben Çilek’i alıp ofise geldim. Çok sakin bir kediydi, yemeğini suyunu verdim. Biraz odada zaman geçirdik, sonra işlerimi bitirip çıktım. Ertesi gün ofise geldim, kapıyı açmamla pusudaki Çilek’in (tek patisi de yok, hani çok hızlı da değil) jet hızıyla kapıdan fırlaması bir oldu. Nasıl korktuğumu anlatamam. “İşte senin bakacağın kedi bu kadar olur, bir kediye sahip çıkamadın” diye kendi kendime söylene söylene peşinden fırladım ben de. Allahtan apartmanın kapısı kapalıydı, yavrum cama çarparak olduğu yerde kaldı. O an benim için çok büyük bir adımdı, çünkü Çilek’i kucakladığım gibi doğru ofise geri geldik. Ben ağlamaklı vaziyette telefona sarılıp seni aradım, “beceremiyorum, kaçmaya çalıştı” diye kendimi şikayet ettim. Neyse ki sen soğukkanlısın, beni yine sakinleştirdin, önerilerde bulundun.

Kebire Bozkurt: İlk iletişim biraz zorunlu olmuş:). Peki daha sonra ilişkiniz nasıl ilerledi? İlk duygusal bağ kurduğunuzu ne zaman hissettin?

İpek Meltem Eltetik: İlk gün yaşadığımız bu olaydan sonra gerçekten ne yapmak istediğimi düşündüm. Kedim olmasını gerçekten istiyor muydum? Evet. O zaman çaba harcamalıyım dedim ve ilk iş elime bir kitap alarak Çilek’in yanına gittim. Ofiste onu bıraktığım odadan dışarı çıkmıyordu. Bir koltuğa oturdum ve kitabımı okumaya başladım. Çilek hazır olduğunda, belki de ben hazır olduğumda, bilmiyorum, Çilek yanıma yanaştı, sonra kucağıma o

turdu. Bu böyle birkaç gün sürdü. Sürekli onun odasına gidip kitap okudum, o da benim kucağımda uyudu. Birbirimize alıştık. En çok ne hoşuma gitti biliyor musun? Başka bir canlının varlığını, sıcaklığını, hırıltısını hissetmek. Ondan sonra her şey kolayca oldu zaten, Çilek bir daha kaçmaya kalkışmadı, ben de sürekli onunla zaman geçirmeye başladım. İnanılmaz sevgiye aç bir kediydi Çilek, sanırım daha önce başına gelenler yüzünden.

Kebire Bozkurt: İlk karşılaşmanız gerçekten çok tatlıydı, kaçma girişiminden sonra da o panikle neredeyse Çilek’i geri verecektin. Yok kapıda yatıyor, yok burayı sevmedi, yok holden yanıma gelmiyor…

İpek Meltem Eltetik: Doğru, ilk zamanlarda Çilek dış kapının önünde oturup paso kapıya bakıyordu. Hep koridordaydı, hiç yanıma gelmiyordu. Ben de habire sorguluyordum tabi bu durumu.

Kebire Bozkurt: Birlikte kitap okuma fikri çok akıllıca ama. Takdir ettim:). Peki, kızın İlayda’dan bahsetsene biraz, nasıl araları şimdi? Sonuçta biraz da onun için başladı bütün bu macera.

İpek Meltem Eltetik: Pamuk’un geldiği ilk günü anlatmam gerek önce. Kızım hastaydı, okula göndermemiştim. Pamuk 15 gündür klinikteydi, o gün gidip alınması gerekiyordu. Benimse hala Pamuk’u alıp almama konusunda tereddütlerim vardı. Yine seninle bir telefon trafiğinden sonra İlayda ile birlikte kliniğin yolunu tuttuk. Pamuk’u alıp ofise getirdik. Kafesin kapısını açınca bizimki çıktı tabi hemen, etrafı süzmeye başladı ve Çilek’i gördü. Biz ne yapacak diye bakınırken bunlar tıslamaya başladı ve ani bir hareketle birbirlerinin üzerine atladılar. Ben korktum tabi ama kızıma da çaktırmamaya çalışıyorum. Apar topar ofisten çıktık, arabaya biner binmez yine seni aradım “Napıcam ben korktum, kaçtım” diye . Yine bir sakinleştirme seansı. Yol boyu “Akıllı, işte aldın iki kedi, artık ofise de giremeyeceksin korkudan” diye söylenip durdum. Pazar günü eşimi de kandırdım, birlikte ofise gittik. Tek başıma gitmeye ödüm kopuyor çünkü. O gün iyi geçti ama bizimkilerin kavgası 2 hafta sürdü. Şimdi ikisi de harikalar, birbirleriyle oynuyorlar. Çilek ağır abla modunda, Pamuk ise ofisin afacan kızı. İlayda Çilek’e bayılıyor, başta Pamuk’tan korkuyordu, hatta Pamuk onunla oynamak istedikçe çığlıklar atarak kaçışıyordu. Şimdi ise İlayda Pamuk’u kovalıyor, çok komik oldular. Daha çok hafta sonları birlikteler ama her akşam okul çıkışı aynı pazarlık var, Çilek ve Pamuk’u sürekli görmek istiyor.

Kebire Bozkurt: Diğer hayvanlarla arası nasıl peki?

1779407_10152086475147745_1684638042_n

İpek Meltem Eltetik: Sokakta kedi ya da köpek gördüğümüzde birebir iletişime geçmese de, genelde bana dönüp “Annecim şuna bak, çok tatlı değil mi?” klasik cümlemiz oldu. Çilek ya da Pamuk ona dokunduğunda da çok mutlu oluyor. “Annecim bak bana sevgisini gösterdi” de klasik cümlelerimizden.

Kebire Bozkurt: Kedi sahiplenerek çok doğru bir adım attığını düşünüyorum, İlayda’yı bu anlamda olumlu etkiledin.

İpek Meltem Eltetik: Evet, hayvanlara karşı ön yargılı değil en azından. Gerçi daha önce de seviyordu ama korkuyordu da. Şimdi korkması gereken hayvanları ayırt edebiliyor. Bir de, ben çok şey kaybetmişim daha önce hayvanım olmadığı için ama İlayda daha çok küçük, bana göre çok erken tanıştı bu güzel deneyimle ve dahası da olacaktır.

Kebire Bozkurt: İpek’cim ağzına sağlık, çok teşekkür ederim bunları bizimle paylaştığın için
.

Çocuklar ve Hayvanlar Aynı Evde Olabilir Mi? – Röportaj –

 Kebire Bozkurt: O zaman ilk soruyla başlıyorum. Kaç çocuğunuz ve kaç hayvanınız var şu anda?

 Ö.G: 7 aylık bir bebeğim ve yaklaşık 4 yaşlarında bir köpek oğlum var.

barış 028

Kebire Bozkurt: O zaman hamile kaldığınız zaman köpeğiniz vardı zaten değil mi? Çevreden nasıl tepkiler aldınız?
Hiç ondan vazgeçmeyi düşündünüz mü? Biraz bahsedebilir misiniz?

Ö.G: Hamile kaldığımda köpeğimiz vardı. Zaten daha en başından beri ondan ayrılmamızın söz konusu bile olmadığı konusunda eşimle ortak fikirdeydik. Eşimle onu evlat edinirken birbirimize bu sözü vermiştik. Her ne olursa olsun onu terketmemek şartıyla yuvası olduk. Hamile kaldığımda da çevreden o kadar çok “tüy” lafı duydum ki artık inanmaya bile başlamıştım neredeyse. Kısa bir araştırma sonucu köpeklerin ve kedilerin bahçe toprağından, hatta her etli yemek hazırlanışında dokunduğumuz çiğ et ve çiğ kıymadan çok daha masum olduklarını gördük ve kulağımızı tıkadık. Eve sipariş getiren kişiler bile benim karnımı ve köpeği görünce “insanlık görevlerini” yerine getirmek için ama o size zararlı diyorlardı. Hepsine tek tek açıklama yapmak zorunda kalıyordum gerçekten çok yorucuydu. Kız mı olacak erkek mi sorusundan daha çok “bebek doğunca köpeği kime vereceksin” sorusunu duyduk. Her duyduğumda çok öfkeleniyordum.

Kebire Bozkurt: Ama kararlı duruşunuz için sizi tebrik ederim gerçekten, özellikle hamilelik zamanınızda bir de bunlarla boğuşmak zor olmalı.
Peki, özel bir şey yaptınız mı? Bizi takip eden çok hamile olduğunu biliyorum, kafalarındaki soru işaretlerini gidermek adına sormak istiyorum. Hamilelikten önce nasıl ise öyle mi devam etti köpekli hayatınız?

Ö.G: Teşekkür ederim. Özel birşey yapmadık aslında. Eşimle çok güzel paslaştık bu konuda. Sabahları işe gitmeden o dolaştırıyordu, ben sabahçı öğretmendim, 3 4 gibi ben dolaştırıyordum, gece gezmesini yine eşimle yapıyorlardı. Boylece ben de yürüyüş yapma firsati buluyordum. İş bölümü yapmak dışında özel bir önlem almadık yani.

Evde bir canlı varsa, bu köpek veya bebek olabilir fark etmez, eşlerin buna birlikte ortak karar verip yükü birlikte sırtlamaları çok önemli. Yoksa diğer türlü “senin köpeğin sen hallet” oluveriyor.

Kebire Bozkurt: Doğru. Peki bebeğinizin eve geldiği ilk güne gelelim. İlk karşılaşmaları nasıldı? Bebeği korumak durumunda kaldınız mı?

Ö.G: Hastanede birkaç gün kalmak zorunda kaldık bu nedenle o annemde misafirdi ( 2 kedi ve bir köpek arkadaşı daha olan bir ev:) ) bebeğimiz eve geldikten 2 gün sonra köpeğimiz eve döndü. Çok normal karşıladı, sanki biliyordu başından beri. Bebeğimizi koklamasına izin verdik. Çok saygılı davranıp aralarında mesafe bırakıyordu sürekli. Üzerine zıplama, havlama gibi olumsuz herhangi bir davranış göstermedi. İlk günden beri bebeğimizle arası çok iyi. Kıskanmıyor mu diye soran çok oluyor, evet bebeğimizi sevdiğimiz zaman kıskanıyor ama tek yaptığı

Resim

kuyruğunu sallayarak yanımıza gelmek ve “beni de seviiiin” diye usulca sokulmak.

Kebire Bozkurt: Zararsız bir şımarıklık hali yani:)

Ö.G: Evet, öyle.

Kebire Bozkurt: Çocuklarla hayvanların birlikte büyümesi hakkında ne düşünüyorsunuz peki?

Ö.G: Ben okulöncesi öğretmeniyim. Öncelikle hayvanların ve çocukların birlikte olmaları gerektiğine inanıyorum. . Bir çocuk için bence bir hayvanla büyümesi çok büyük bir şans, özellikle de sizin duygularınıza ve komutlarınıza tepki veren bir hayvanla… Çocukların duygusal, zihinsel ve sosyal gelişimlerine büyük katkısı olduğunu biliyorum. Sadece 1 günlüğüne sınıfıma köpeğimi götürdüğüm zaman çocuklarda çok büyük bir farkındalık yaratabildiğimi gördüm bu müthiş birşey. Sağlık açısından da olumlu etkileri olduğu zaten kanıtlanmış durumda, daha az astım görülmesi gibi. Keşke her çocuk bizim oğlumuz kadar şanslı doğsa, keşke her köpek bizim oğlumuz gibi şanslı olsa…

Kebire Bozkurt: Eminim bu konuda kafası karışık bir çok kişiye ışık olur bu anlattıklarınız.

Ö.G: Umarım. Bir de, kesinlikle, bir çocuğa “hediye” değildir köpek, aile bireylerine katılımdır, kardeştir
veee evin işi herkesin işinidir, köpeğin sorumluluğu da evdeki herkese aittir. Bizim köpeğimizin bu kadar ağırbaşlı oluşu herkesi heveslendirir ve cinsini merak ederler eminim. Bizim köpeğimiz barınaktan gelme melez bir garip…

Kebire Bozkurt: Keşke hepsi bu kadar şanslı olsa. Ağzınıza sağlık, çok güzel anlattınız. Herkesin bu kadar sağduyulu olması tek dileğim. Sizi tanımak çok güzeldi.
Ö.G: Rica ederim. Ben de çok memnun oldum, kolaylıklar diliyorum size.

Resim

Onlar gerçek birer Tanrıça! Tarihte kediler ve Bastet.

Tarihte kedileri en çok yüceltenler Mısırlılar olmuş. Firavunlar döneminde kediye 
tekme vuranlar ağır cezalara çarptırılmışlar. Kedi öldürenler ise idam edilmişler. 
Tanrıça katına yükselen kediler bile var eski Mısır’da…

Öykülere, efsanelere konu olmuş; tanrılık katına çıkartılmış bir varlık kedi. Hz. 
Muhammed bile hırkasının üzerinde kendinden geçmiş mışıl mışıl uyuyan kediyi 
rahatsız etmemek için hırkasının bir ucunu kesmeyi yeğlemiş.

Kedi eski Mısırlar için kutsal bir hayvan. Nil vadisinin eski insanları kediyi neşe ve 
müziğin, güzel şarkıların, kıvrak dansların temsilcisi kedi kafalı tanrıça Bastet’le 
özdeşleştirmişler… Eski Mısır’daki hemen her evde kedi beslenmiş. İnanışa göre, bu 
güzel yaratık miyavladıkça evlerin içi tanrıçanın insanlara hediyesi sayılan neşeyle 
dolarmış. Kedileri tekmeleyip kovalayan kedi düşmanları eski Mısır’da dünyaya 
gelmediklerine şükretmeliler… Zira, eski Mısır’da kediye vuran, tekmeleyen, kötü 
davrananlar en ağır şekilde cezalandırılmışlar.. Hele hele kedi öldürenler!.. Onların 
cezası da idammış. Tarihi kaynaklara çok ilginç anlatılar var. İsa’dan sonraki 
devirlerde Romalılar’ın Mısır’a egemen oldukları sıralarda, İskenderiye sokaklarında 
dolaşan iki Romalı askerin önlerine çıkan, uğursuz saydıkları kara bir kediyi 
öldürmeleri üzerine, bütün bir mahalle halkı, Romalı askerleri linç edip, cesetlerini 
paramparça etmişler.

Mısır mitolojisine göre Bastet, tanrılar tanrısı Ra’nın kızıdır.. Ne olmuş, nasıl olmuş 
bilinmez; bu güzel kız bir gün babasına kazarak, Mısır’ın güneyindeki Nubia çölünde 
inzivaya çekilerek korkunç bir aslana dönüşmüş. Gel zaman, git zaman Ra kızını 
affedip, Mısır’a geri çağırmış. Bunun üzerine aslan görüntülü Bastet, Assuan 
yakınlarındaki Philae adasının kıyılarında Nil sularına giderek yıkanmış ve hemen 
orada sevimli bir kediye dönüşerek, üzerine bindiği bir kayıkla Mısır’ın kuzeyindeki 
Bubastis’e kadar gelip, bu bölgede tanrısal yaşamını devam ettirmeye başlamış. 
Gözleri yaşlı, kırgın ve kızgın kız; neşe dağıtan, uysal, sevimli yaratığın simgelendiği 
güzel bir tanrıça olup çıkıvermiş..

Gene eski Mısır tarihinde kedinin kutsallığını en güzel şekilde yücelten 
anekdotlardan biri de, İÖ 525 yılında, Mısır’ın kuzeyindeki Peluz bölgesine ait. Pers 
Kralı II. Kambis askerleriyle Mısır’ın kapılarına dayandığında, Peluz’da bekleyen 
Mısır ordularının çetin direnişi ile karşılaşmış. Ancak, kurnaz Pers kralı Kambis 
Mısırlılar’ın hassasiyetini göz önüne alarak, civar köylerde, kentlerde ne kadar kedi 
varsa askerlerine toplattırıp bunları birer kalkan olarak kullanmış. Bu durum 
karşısında da Mısırlılar, tanrıça Bastet’in temsilcisi kedilere zarar gelmesin diye 
silahlarını bırakarak teslim olmuşlar.. Böylece, Mısır tarihinde Pers krallarının hüküm 
sürdüğü yirmi yedinci hanedanlık dönemi başlamış..

Dünyanın beşinci büyük kenti Kahire’nin 32 km güneybatısında yer alan, İÖ 2000 
yıllarına tarihlendirilen antik Mısır’ın ilk piramidi basamaklı piramidin bulunduğu 
Sakkarah’taki nekropoller arasında bir de kediler nekropolü bulunuyor… 
Arkeozoologlar için eşsiz bir laboratuvar. Geçen yüzyıldan beri burada yapılan 
kazılarda gün ışığına çıkartılan kedi mumyalarının büyük bir kısmı Kahire müzesinin 
depolarında korunduğu gibi; bir o kadarı da Paris’te Louvres, İngiltere’de British 
Museum, Amerika’da Metropolitan Museum ve İtalya’daki Torino müzesi gibi 
müzelerini süslüyor.. Eski Mısırlılar, inanışa göre öteki âlemdeki yaşamda tekrar 
beraber olabilmek için kutsallaştırmış oldukları sevgili kedilerini mumyalamışlar. 
Çok güzel bir örnek de, İstanbul Arkeoloji müzesinde bulunuyor. Mısır’da, geçen 
yüzyıldan beri Sakkarah’tan başka birçok kedi mezarlığı ortaya çıkartılmış. 
Aralarında bronzdan, ahşaptan, granitten yapılmış olanları var. Eski Mısırlılar, 
ülkelerinin dört bir yanından kilometrelerce yol katederek, kedi tanrıça Bastet’in 
Bubastis’teki tapınağına gelip kendilerine farz olan hac ziyaretlerini yerine 
getirirlermiş.

 

* 14.02.1999 Cumhuriyet Pazar dergisiResim

Beylikdüzü (Gürpınar) Barınağı Kulübe yapım şenlikleri Vol: 1

Mudo ve Whiskass&Pedigree işbirliği ile başlayan Kulübe etkinliğimizin ilkini bu pazar gerçekleştirdik.

Yeni kulübeler

Girişimimize bir çok firma malzeme desteğinde bulundu. Bir hafta on gün içinde organize olduk ve Barınağa kulübe yapımı için kolları sıvadık.
İKEA Karton, DYO Boya desteğinde bulundu, Viko Elektrik, Teknik Alüminyum, Sırkim palet ve kereste desteğinde bulundu, Tempo Lojistik malzemelerin barınağa ulaşmasında yardımcı oldu. kulübeler Kendilerine bu örnek davranışlarından dolayı teşekkür ediyor tüm büyük firmalardan bu duyarlılığı bekliyoruz.
İnanın sadece atıklarınız ile barınaklara destek olabilir orada yaşam savaşı veren canların hayatlarını kolaylaştırabilirsiniz.

Duyuru ve çağrılarımız sonucunda 70den fazla gönlü kocaman gönüllü etkinliğimize katıldı detaylı fotoğraf ve bilgi icin aşağıdaki linklere bakabilirsiniz.
https://www.facebook.com/media/set/?set=a.10151491529894539.1073741827.538304538&type=3https://www.facebook.com/events/418545198237545/?fref=ts

Gönüllülerin bir kısmı ilaçlama yaparken bir kısmı mama yemek dağıtımına destek oldu. o gün her biriyle olamasa da elimizden geldiğince köpeklerimiz ile ilgilenmeye çalıştık
yemek yiyemeyen hastalara elimizle yemek yedirdik. Su ve yemek kaplarını elimizden geldiğince yeniledik ve temizledik.
Eksiklerimiz var daha, özel ilaçlara

ihtiyacımız var. Ve elbette gelen yardımlar kısa süre içinde tükenecek yeniden destek bulmak gerekiyor.

Beylikdüzü Barınağında 1400’den fazla köpek barınıyor.Çok iyi bir veterinerimiz var kısa süredir barınakta çalışıyor. Sağ olsun elinden geldiğince her şeye yetmeye çalışıyor ama özellikle hafta içi gerçekten gönüllü desteğine ihtiyacı var. Hafta sonları bizler elimizden geldiği kadar destek olmaya çalışıyoruz ama hafta içi maalesef gönüllü neredeyse hiç yok.

Bu girişim ile barınaklara giderek sadece üzülmek yerine yapılabilecek, yapıcı bir çok şeyin olduğunu insanlara göstermek istiyoruz. Sizlerde maddi manevi bizlere katılmak isterseniz lütfen bizi arayın. Bu cumartesi 16 martta toparlayabildiğimiz kadar malzeme ile yine barınakta olacağız. Bize katılmak kulübe yaparak barınaktaki canlarımıza destek olmak isterseniz aşağıdaki iletişim numaralarından ya da bu mail adresinden benim ile irtibata geçebilirsiniz.

gönüllüler

Orada çok köpek var…. İnanın sadece ve sadece bizlere ihtiyaçları var. Bir gönüllü bir sürü cana can katabilir, bunun mutluluğunu sizlerle de yaşamak istiyoruz.
Faydalı bir şeyler yapmış olmak

size de çok iyi gelecek.

Hepinizi bekliyoruz.

Sevgiler
Kebire Bozkurt
0555 422 88 95
0532 203 36 30 (Filiz)


IMG_9146
malzemeler IMG_5974 boza IMG_6087

Cats First – Kediler Önden

Vicdanınız Asla Yanılmaz

Vicdanınız Asla Yanılmaz

Vicdanınızı dinleyin o size doğru yolu gösterecektir.

  *İLAHİ MAHKEME*

Bir adam ölmüş ve öbür dünyada yargılanmak üzere sırasını bekliyormuş.

Sıra kendisine gelip mahkeme salonuna girdiğinde bir de ne görsün? Yargıç kürsüsünde bir insan oturuyor. Tanık sandalyesinde ise Tanrı yerini almış.

Adam şaşkın, “Aman Tanrım, bu nasıl oluyor? Beni senin yargılayacağını sanmıştım. Oysa orada hakim olarak bir insan oturuyor.”Tanrı gülümsemiş, “Ben hiçbir zaman sizi yargılamadım. Sonsuz sevgimle, ne yapmayı seçtiyseniz, sizi seçiminizde özgür bıraktım. Bana yargılamak değil, sevmek yakışır. Çünkü ben saf sevgiyim. Sizi kendimden yarattığım için sizi yargılamak kendimi yargılamak olur. Ayrıca benim yargılamama ne gerek var ki? Her şeyi bilen ben sadece burada tanıklık ediyorum. Dünyada olduğu gibi burada da insanlar tarafından yargılanıyorsunuz. Birazdan salonu hayattayken, senin zarar verdiğin, hoşgörülü davranmadığın, yargıladığın, kalplerini kırdığın insanlar dolduracak. Onlara kendini affettirmeye çalış. Onlar seni affederse ne ala. Çünkü cennetin yolu onların affından geçiyor.” demiş.

Adam merakla sormuş: “Peki ya affetmezlerse ne olacak?

Tanrı yine sevgiyle gülümsemiş, “Ben cenneti de, cehennemi de yeryüzünde yarattım. Seni tekrar yeryüzüne göndereceğim. Orada öyle bir yaşam süreceksin ki, tüm yaptığın kötülükler, verdiğin zararlar sana aynen yaşatılacak. Yani ettiğini bulacaksın. Ama bunun amacı sana ceza vermek değil. Sadece o insanların hissettiklerini bizzat yaşayıp anlaman, yaptığın kötülüklerin bilincine varman. İşte o zaman sen kendini affetmiş olacaksın.”

Adam bir süre düşünmüş, “Peki, cennet nasıl bir yer?” diye sormuş Tanrı’ya.

“Cennet, bir yer değil, bir bilinç düzeyidir evladım. Dünyada mutlu, huzur ve sevgi dolu, insanlara destek olmaktan haz duyan, yarattığım canlı ve cansız her varlığa saygı göstermeyi bilen insanlar var ya, işte onlar, dünyada cenneti yeniden yaratmaları için geri gönderdiğim cennetlikdir. Cennet de dünyadan başka yerde değil.” demiş Tanrı.

“Ama kutsal kitap bana öyle öğretmedi.” diye karşı çıkmış adam.

“Kutsal olan tek şey yaşamdır. Ben o kitapları kutsal kılmadım. Siz kıldınız. Her şeye sevgi ile bakmasını bilerek yaşayan insan, en büyük ibadeti yapandır.” demiş Tanrı.

“Peki dünyaya döndüğümde doğru yola görmemde yardımcı olacak mısın?” diye sormuş adam.

“Ben bunun için siz insanların içine “vicdan” denen bir pusula koydum. Eğer bu pusulanın etrafına ördüğünüz kalın bencillik duvarlarını yıkarsanız, vicdanınızın yani benim sesimi kolaylıkla işitebilirsiniz.”

“Peki biz insanlara ne kadar yakında bulunuyorsun?” diye sormuş adam.

“Hem size şah damarınızdan daha yakınım, hem de düşman olduğunuz kadar sizden uzağım.” demiş Tanrı. “Çünkü düşmanlarınız da Ben’im. Siz de Ben’im.”

“Yani mahkeme salonunda insanlara hiç mi hesap sormuyorsun Tanrı’m?”

“Sadece iki sorum oluyor tüm insanlara.” diye gülmüş tanrı.

“Dünya okulunda ne kadar sevmeyi öğrendiniz? Ne kadar bilgi kazandınız?”***Her zaman vicdanınızı dinlemeniz dileği ile
Sevgiler 😉
Kebire